Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

 

KURAN’DA  GEÇEN  VE  KELAM  KELİMESİNİN  KÖKÜ OLAN  KE-LE-ME  FİİLİNDEN  TÜREYEN  KELİMELER ÜZERİNE  BİR  İNCELEME

        

“Keleme” sülâsi fiil kökünün mastarı olan “kelmen” , birini yaralamak ; tef’il babında “kelleme” fiilinin  mastarı olan teklimen”,  birine söz söylemek ve çok yaralamak ;  “el-kelâmü” ise söz, bir şey ifade eden cümle, konuşma, sohbet, dil ve Kelam İlmi anlamlarına gelmektedir.[1] Burada, “birine söz söylemek” ile “birini yaralamak” anlamlarının aynı kökten geldiğini zikrederek, bu iki kelime arasındaki semantik bağlantıya da dikkat çekmek gerekir.  Zira yaralama herhangi bir alet ile ya da nesne ile mümkün olduğu gibi söz ile de olabilmektedir.

Bilindiği gibi kelam ilmi ilk defa, Mutezilenin elinde zuhur etmiştir. Mutezilenin akâid sahasında takip ettiği izah tarzına “kelam metodu” denilmiş ve bu ilim de “kelam ilmi” adını almıştır. Kelam ilmi, konusu ve gayesine göre iki şekilde tarif edilmektedir.

 

            Konusuna Gör e Tarifi

“İlm-i Kelam, Allah’ın zatından sıfatlarından, mebde’ ve meâd itibariyle yaratılmışların hallerinden, İslam kanunu üzere bahseden bir ilimdir.”[2]  

            Gayesine Göre Tarifi

“İlm-i Kelam, kesin deliller kullanmak ve vaki olacak şüpheleri izale etmek suretiyle dini akideleri ispata kudret kazandıran bir ilimdir.”[3]

Taşköprüzâde, (v.968/1561) ise bir şeye kelam diyebilmek için şu iki şartı gerekli görür:

1)     İtikat olunacak şeyler kitap ve sünnette vârid olmalıdır.

2)      Maksûd-i Şerî akılla da teyit edilmelidir.[4]

Bizim bu makale ile amaçladığımız şey ise Kuran’da geçen ke-le-me  kökünden gelen kelimeleri ve bunların ayet içerisindeki anlamlarını tespit etmeye çalışmak ve böylelikle bu konuda ortaya bir istatistik çıkarmaktır. Önce, bu sülâsi kökten gelen sözcüklerin mastar ve isim olarak geçtiği yerleri zikredelim.

 

Et -Teklimü = Konuşmak

“... Allah Musa’ya hitap ile konuştu.”[5]

Kelâm = Kelam-ı İlahi

“... Halbuki onlardan bir zümre vardır ki Allah’ın kelamını dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onlar bunu bile bile tahrif ederlerdi.”[6]

“Eğer müşriklerden biri senden aman dilerse ona aman ver. Ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir kavimdir[7] 

“Siz ganimetler almak için gittiğiniz vakit o geri bırakılanlar diyecekler ki : “Bırakın biz de arkanıza düşelim”. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmelerini isterler...”[8] 

Bi-kelâmî

“Buyurdu ki :”Ey Musa! Ben seni risaletlerimle, kelamımla insanlardan mümtaz kıldım. Şimdi şu sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”[9] 

El-Kelimetü = Kelam, söz, İlahi Hüküm

“Ta ki ben zayi ettiğim mukabilinde iyi amel de bulunayım. Hayır,  onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel vardır.”[10] 

“De ki: “Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda müsavi bir kelimeye gelin.”[11] 

“... Bununla beraber Rabbinin şu sözü de tastamam yerine gelmiştir: “Andolsun ki ben cehennemi bütün insan ve cinden dolduracağım.”[12]  

“Ne onların, ne atalarının buna dair hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük! Onlar yalandan başkasını da söylemezler.”[13]

“(İbrahim) bunu dönsünler diye, zürriyeti arasında baki bir kelime yaptı.”[14] 

El-Kelimü = Kelime

“Yahudi olanlar kimi kelimeleri konuldukları yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek, dine de saldırarak derler ki...”[15]  

“Onlar o kati teminatı bozmuş oldukları içindir ki biz kendilerini rahmetimizden kovduk, kalplerini kaskatı yaptık. Onlar kelimeleri konulan yerlerinden değiştirirler...”[16] 

“Kim ululanmak hevesine düşerse bütün ululuk Allah’ındır. Güzel kelimeler ancak O’na yükselir...”[17] 

Bu ayetleri birer örnek olarak kaydettikten sonra, sözcüğün diğer varyasyonlarının sadece ayet numaralarını vermekle yetinelim.

Kelimetün: 6/115, 11/119, 7/137, 9/40, 48/26, 10/19, 11/110, 20/129, 39/19-71, 40/6, 41/45, 42/14-21, 14/24-26, 3/39-45. Kelimetünâ: 37/171. Kelimetehû: 4/171. Kelimât: 2/37, 6/34, 10/34, 66/12, 18/109 (iki kez), 31/27, 6/115, 7/158, 8/7, 10/82, 18/27, 42/24.

 

Yukarıdaki paragraftaki bütün bu ayetlerde araştırma konusu yaptığımız mefhum, “kelime” anlamında  kullanılmıştır. Şimdi ise “kelleme” fiilinin kullanıldığı yerlere ve bunların manalarına bakalım.

 

Kelleme = Konuşmak, Söyleşmek, Söz Söylemek,

“... Allah onlardan biri ile söyleşmiş, birini de bir çok derecelerle yükseltmiştir.”[18] (Allah’ın peygamberlerinden biriyle (Hz. Muhammed) konuşmasından bahsediliyor.)

“Bir vahiyle, bir perde arkasından, yahut bir elçi gönderip de kendi izniyle dileyeceğine vahyetmesi olmadıkça Allah’ın hiçbir beşere  kelam söylemesi vaki olmamıştır.”[19]

“Allah Musa’ya da hitap ile konuştu[20]

Kellemehû

“Vaktaki Musa tayin ettiğimiz vakitte geldi, Rabbi ona söyledi.”[21] 

“Padişah, “getirin onu bana, dedi. Onu kendime has bir (müsteşar) edineyim.” Onunla konuşunca da şöyle söyledi...”[22] 

Kellemehüm

“Eğer hakikaten biz onlara melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı her şeyi de onlara karşı kefiller olmak üzere bir araya getirip toplasaydık onlar, Allah dilemedikçe yine iman edecek değillerdi...”[23] 

Ükellime

“... ben de o çok esirgeyici Allah’a oruç adadım. Onun için bugün kimseye katiyyen söz söylemeyeceğim[24]

Tükelleme

“... Senin nişanın sade bir işaretten başka insanlara üç gün söz söylememendir. Bununla beraber Rabbini çok an ve akşam sabah onu tesbih et.”[25]

“... ey Meryem oğlu İsa! Hem senin üzerindeki hem ananın üzerindeki nimetimi hatırla. Hani ben seni Cebrail ile desteklemiştim. Beşikte iken de sen insanlara söz söylüyordun...”[26]

Tükellime

“Rabbim bana bir nişan ver. Buyurdu: senin nişanın sapasağlam olduğun halde üç gece üç gece insanlarla konuşamamandır[27]

Tükellimüna

“O gün ağızlarının üstüne mühür basarız. Ne irtikab ediyor idiyseler elleri bize söyler, ayakları da şahitlik eder.”[28]

Tükellimühüm

“O söz kendilerinin aleyhinde vukua geldiği zaman yerden bunlar için bir dâbbe çıkarırız ki bu, onlara insanların ayetlerimize kat’i bir kanaat beslemediğini söyler[29]

Tükellimûne

“Şöyle buyurdu: “Yıkılıp gidin içerisine! Bana bir şey söylemeyin[30]

Nükellimü

“Bunun üzerine Meryem ona işaret etti: “Biz, dediler, henüz beşikte bulunan bir sabî ile nasıl konuşuruz[31]

Yükellimü

“Beşiğinde de yetişkinlik halinde de insanlara söz söyleyecektir. O, salihlerdendir...”[32]

Yükellimünâ

“Hakikati bilmeyenler : “Ne olur, Allah bizimle söylese, konuşsa, yahut bize bir ayet gelse” dediler....”[33] 

Yükellimuhüm

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de onunla az bir bahayı satın alanlar (yok mu)? Onlar karınlarına ateşten başka (bir şey) yemiş olamazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları temize de çıkarmaz. Onlar için pek acıklı bir azap vardır.” [34]

“... Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz[35] 

“Musa’nın arkasından kavmi ziynet takımlarından bir buzağı heykel edindiler ki onun bir böğürmesi de vardı. Onun  kendileriyle konuşmayacağını, onlara bir yol da gösteremeyeceğini görmediler mi ki ona tutundular, kendilerine yazık ediciler oldular[36] 

Küllime = Konuşulmak

“Bu Kuran ki eğer onunla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parça parça edilseydi, yahut onunla ölüler konuşturulsaydı...”[37] 

Tekellemü

“Gelecek olan o günde Allah’tan izinsiz hiçbir kimse konuşmaz. Artık onlardan kimi şakî, kimi de saiddir[38] 

Netekelleme

“Onu duyduğunuz zaman, “bunu söylememiz bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır demeniz (lazım) değil miydi?”[39] 

Yetekellemü

“Yoksa biz onlara bir hüccet indirdik de O’na eş tutmalarını bu mu söylüyor.”[40] 

Yetekellemûne

“O gün ruh ve melekler saf halinde ayakta duracaktır. Rahmeti umuma yaygın olan Allah’ın kendilerine izin verdiğinden başkaları konuşmazlar.  Onlar da doğruyu söylemişlerdir.”[41]

 

Yukarıdaki bilgilerde de gördüğümüz gibi “ke-le-me”  sülâsi kökünden türeyen kelimeler, konuşmak, konuşturulmak, konuşulmak, kelam söylemek, söylemek, söz söylemek, hitap, söz ve kelime gibi anlamlarda kullanılmıştır. Yine üç ayrı yerde Allah Kelamı (2/75, 9/6), Allah’ın Sözü (48/15) şeklinde bir kullanım bulunmakta, bir yerde de “Kelam” sözcüğü ile Allah kelamı kastedilmektedir. (7/144) Bu ifadelerin olumlu ve olumsuz varyasyonları ile çoğul türevleri de kullanılmış olmakla beraber biz, bunları ayrıca detaylı olarak kaydetmedik.  Fakat bu kökten gelen kelimelerin geçtiği bütün ayetleri (en azından ayet numarası ile) makaleye dahil ederek araştırmamızı tamamladık.



[1]   Müncit,  s.695, 1986- Beyrut / Lübnan

[2]  et-Tarifât, “el-Kelam” maddesi; ayrıca bkz. “İlmu’l-kelam” maddesi ; İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelam, I, 3 ; Muvazzah İlm-i Kelam, Ömer Nasuhi Bilmen, s.3 İstanbul – 1923   baskısı.

[3]  el-Cürcani, Şerhu’l-Mevâkıf, I, 23-26 ; İzmirli İsmail Hakkı  Muhassalu’l –Kelam, s.21-23

[4]   Taşköprüzâde, Mevzûâtu’l- Ulûm, I, 594

[5] Nisa / 4-164

[6] Bakara / 2-75

[7] Tevbe 9-6

[8] Fetih / 48-15

[9] Araf / 7-144

[10] Müminûn  / 23-100

[11] Al-i İmran / 3-64

[12] Hud / 11-119

[13] Kehf / 18-5

[14] Zuhruf / 43-28

[15] Nisa/ 4-46

[16] Maide / 5-13

[17] Fâtır / 35/10

[18] Bakara / 2-253 

[19] Şurâ / 42-51

[20] Bakara / 2-253

[21] Araf / 7-143

[22] Yusuf / 12-54

[23] En’am / 6-111

[24] Meryem / 19-26

[25] Al-i İmram / 3-41

[26] Maide / 5-110

[27] Meryem / 19-10

[28] Yasin / 36-65

[29] En-Neml / 27-82

[30] Müminûn / 23-108

[31] Meryem / 19-29

[32] Al-i İmran / 3-46

[33] Bakara / 2-118

[34] Bakara / 2-174

[35] Al-i İmran / 3-77

[36] Araf / 7-148

[37] Rad / 13-31

[38] Hud / 11-105

[39] Nur / 24-16

[40] Rum / 30-35

[41] Nebe / 78-38